BEDENİMİZDEKİ PLÜTONİK ZEHİRLER

Ocak 14, 2022

 

Geçen gün aşı karnelerimiz elime geçti. Ben 30, kardeşim 35 aşı olmuş ve maalesef çoğu ilk doğduğumuz yıl içerisinde gerçekleşmiş. Sayının bu kadar fazla olması beni biraz üzdü ve aynı zamanda da aşıların içindeki ağır metalleri göz önünde bulundurunca, endişelendirdi. 

Çevremizden kaynaklı olarak her türlü toksine maruz kalıyoruz. Çocukken olduğumuz aşılardan, diş macunlarındaki florürden veya kozmetik ürünlerinin içindeki alüminyum gibi ağır metallerden, yediğimiz tarım ilaçlarından, soluduğumuz havadan.. Sürekli toksinlere maruz kaldığımız için birçok otoimmün hastalık hiç olmadığı kadar artmaya başladı. Artık daha fazla otizimli çocuk doğuyor ve yaşlanan aile üyelerimizde daha sık alzheimer belirtileri görüyoruz. Tüm bunlar modern tıbbın baş edemeyip, çaresiz kaldığı sorunlara yol açmakta. Çevremizi bu kadar aptalca kirletmemizin elbet bir bedeli olacaktı ve artık o bedeli hepimiz sağlığımızı kaybederek ödemeye başladık. Bunu bir şekilde geriye döndürmeliyiz yoksa yaşam kalitemizi tamamıyla kaybedeceğiz. 

Güney Ay Düğümü bu yıl Akrep burcuna geçtiği için Akrep konularının etkisini azaltacak ve bize zehirlerden arınma fırsatını tanıyacak. Özellikle Jüpiter'in de Neptün'le Balık burcunda kavuşacak olması muazzam bir küresel şifalanma sürecini beraberinde getirebilir. Bir önceki yazımda da yazdığım gibi bu bize içimizdeki zehirli duyguları yakma imkanı tanıyor olacak. Ama Akrep burcu sadece zehirli duyguları değil, bedenimizdeki tüm zehirleri temsil eder. Medikal astrolojide bu yüzden yöneticisi Plüton toksinleri temsil etmektedir. Plüton'la birlikte Satürn ve Neptün de bedenimizdeki zehirlerin ardında olan gerçek güçlerdir. Bu yazımda hazır Güney Ay Düğümü de Akrep burcuna geçmek üzereyken bedenimizdeki toksinlerden nasıl arınabileceğimize dair birkaç bilgi vermek istiyorum çünkü 10 gün süren ve konusu toksinlerden arınma olan bir kongreye katıldım. Bu yazım öğrendiklerimin bir özeti olsun.

•••

Hepimizin bedeninde toksinler vardır ve kimilerimiz 90 yaşına kadar bu zehirlerle mutlu mesut yaşayabiliyorken, kimilerimiz bu kadar şanslı olmayabilir. Uzmanlar bunun nedenini daha çok genetik yapıya bağlamaktadır. Mesela alkol kullanmış, sigara içmiş ve sağlıksız beslenmiş birinin uzun yaşaması çoğunlukla bizi şaşırtabilir oysa uzun yaşaması aslında sağlıklı olduğunun bir göstergesi değildir. Maalesef bu gibi insanlar özellikle gençlere kötü birer örnek oluşturmakta. "Dedem de içerdi sapa sağlam adamdı, bana bir şey olmaz" diyenler eminim sizin de çevrenizde vardır.

Söz konusu toksinler olduğunda insanları ikiye ayırabiliriz. Vermiş olduğum örnekteki insanlar genetik olarak toksinleri bedeninden daha rahat atabilen insanlardır. Onlar sigara da içse, sağlıksız da beslense, bedenleri büyük bir güç sarf ederek kendini korumayı başarabilir. (Dediğim gibi bu yine de onların sağlıklı olduğu anlamına gelmemektedir) İkinci gruptakiler ise genetik olarak toksinleri bedenden atma gücüne daha az sahip olan insanlardır. Mesela ilk gruptakiler daha fazla içkiye rağmen sağlam durabilirken, ikinci gruptakiler birkaç yudum sonra kendilerini kaybedebilir. 

Medikal astrolojide harita doğru okunduğunda gezegenlerin konumlarından kişinin hangi grupta olabileceğine dair yorum yapılabilmektedir. Mesela zor açılar alan Plüton toksinlerden daha hızlı etkilenen bir bünyeye işaret eder. Bu nedenle bu kişilerin aşağıda anlatacağım bilgilere daha fazla değer vermesi gerekir. 

Toksinlerden nasıl arınabiliriz?

Çevremizden aldığımız toksinler artınca bedenimizin onlara karşı verdiği tepki de doğal olarak artmaya başladı. Bu yüzden bu etkinin farkına varanlar toksinleri bağlayıp, bedenden atabilen çeşitli yöntem veya kürler bulmaya başladılar. Bu toksinlerden arınma detokslarını tek başına yapanlar zor zamanlardan geçmek zorunda kalıyorlar. Genel görüşe göre bir hastalık iyileşmeden kötüleşmektedir ama toksin detoksunda bedeniniz kötüye gidiyorsa bu tehlike işaretidir. Genellikle bu kötüleşmenin ardında ya vitamin ve mineral eksikliği yatmaktadır ya da suçlu ağızdaki amalgam veya kanal tedavileridir. Eğer toksinlerden arınmak istiyorsanız ilk önce vitamin ve mineral deponuzu kontrol etmeli ve ağzınızdaki amalgamlarla birlikte ölü dişler olan kanal tedavilerinizden kurtulmalısınız.

Toksinlerden arınabilmek için beden muazzam bir iç savaş başlatır. Bu savaşın kazanılıp, düşmanların yani toksinlerin bedenden atılabilmesi için bedenin savaşacak güce ihtiyacı vardır. İşte bu güç vitamin, mineraller ve elementlerdir. Onlara yeteri kadar sahip değilseniz bu iç savaş başladığında yorgun düşer, hatta savaşı kaybediyormuşçasına kötüleşirsiniz. Artık savaşacak gücünüz kalmaz. Toksinleri atan detoksların her birinde bu tehlike mevcut olabileceği için en iyisi bir uzmanın eşliğinde gerçekleştirilmesi tavsiye edilmektedir. Bu yüzden bilinçsizce "şu spirulinayı bir deneyim bakalım ne olacak" şeklinde bir yaklaşım tarzının sonunda size zarar vereceğine emin olabilirsiniz. 

Toksinlerin bedenden atılabilmesi için karaciğerin, böbreklerin ve bağırsakların iyi çalışıyor olması şarttır. Kefir, turşular veya sebze ağırlıklı beslenmeyle bağırsaklarımıza destek olurken, devedikeni bitkisiyle veya enginarla karaciğerimize yardım edebilir, ısırganla da böbreklerimizi kuvvetlendirebiliriz. Bu yüzden toksinlerle ilgilenmeden yapılması gerekilen ilk şey bu 3 organı güçlendirmektir. Bununla birlikte B6 vitamini ve çinko değerlerin kontrol edilmesi ve gerekirse takviye alınması gerekilir. 

Özellikle karaciğerimiz toksinleri bedenimizden atma konusunda kilit bir rol oynadığı için en çok ona değer vermemiz gerektiğini düşünüyorum çünkü toksinleri bedenden atmak bazen kilo kaybına da neden olabilir. Özellikle zayıflamak isteyen insanlar bedenlerindeki toksinlerin serbest kalmasına yol açar. Karaciğerimiz toksinleri bedenden atma kapasitesini aştığında zehirleri yağ olarak daha sonra halledebilmek için depolamaktadır. Zayıflamaya başladığımızda bedenimizdeki yağların erimesiyle bu zehirler tekrardan serbest kalır ve bu da inflamasyona yani iltihaplanmaya neden olur. Bu nedenle inflamasyonu dengeleme özelliğiyle bilinen Omega 3'e ihtiyaç duyarız. Omega 3 inflamasyonu dengelerken bir yandan da zehirleri bedenimizden atmamıza yardımcı olmaktadır. Omega 3 en çok deniz ürünlerinde bulunur ama maalesef denizlerdeki kirlilikten dolayı her balık yediğimizde Omega 3'le birlikte ağır metalleri de tekrardan depolamış oluruz. Ağır metaller yüzünden deniz balıkları yerine tatlı su balıkları veya tatlı sularda yetiştirilen yosunlar tercih edilebilir. 

Karaciğerin zehirleri atabilmesi için 3 aşamaya ihtiyaç vardır. 1 aşama oksidasyon sürecidir ve bunun işleyebilmesi için B vitamini grubuna, demire ve bildiğimiz diğer mineral ve vitaminlere ihtiyaç duyar. 2. aşamada zehirleri suda çözünecek hale getirmeye özen gösterir. Bunun için de kükürte ihtiyaç vardır. Bu koşullar bedende sağlandıysa karaciğer 3. aşamada safra ve bağırsaklar aracılığıyla zehirleri bedenden dışarı atar. 

Bedenden ağır metalleri atabilmek için birçok farklı yol vardır. Eminim bu konuyla ilgilenenler spirulina'yı vs. duymuştur. Ben bu yazımda biraz daha az duyulanlardan bahsetmek istiyorum.

• MSM •

Metil Sülfonil Metan olarak geçen MSM sülfür bazlı organik bir bileşiktir ve aslında bedenimizde bol miktarda bulunmaktadır. Belki de MSM'e daha fazla sahip olduğumuz için onun hakkında daha az şey duyuyoruzdur. Oysa sağlığımız için bedenimizde yeteri kadar kükürde sahip olmamız çok önemlidir çünkü toksinleri bedenimizden atmada onun yadsınamayacak kadar büyük bir görevi vardır. Aslında MSM eklem, diz, kas veya kemik ağrıları olanlara da iyi geldiği için yeteri kadar miktarının bedenimizde olması çok önemlidir. Fibromiyalji, migren veya inflamasyonu olanlara da iyi gelmektedir. Yalnız kükürt herkese uygun olmayabilir. Özellikle ıspanak, lahana gibi sebzeler veya soğan, sarımsak sizde hazımsızlığa yol açıyorsa, toksinlerden arınmak için MSM uygun bir yöntem olmayabilir. Karaciğerin zehirlerden kurtulabilmesi için 1-4 gr günlük dozu yeterlidir. Hatta toksinlerden ilk defa arınılıyorsa 1 gramla başlanabilir. Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullananların az dozla başlaması önemlidir. 

• Zeolit •

Kristal yapıda hidrasyona uğramış alüminyum silikat olan zeolit, isminden dolayı sizi korkutmasın çünkü kül ve lavların deniz veya göl suyuyla kimyasal reaksiyona girerek, milyonlarca yıl içerisinde doğal yollardan oluşmuştur. Zeolit sadece ağır metalleri bedenimizden atmakla kalmaz, aynı zamanda gençleştirici bir etkiye de sahiptir. Hatta uzun vadede kullananların beyaz saçlarında azalma dahi olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Mesela bunlardan biri 94 yaşında olan Alman Prof. Dr. Med. Karl Hecht'dir. Kongrede gururla beyaz saçlarının arasında çıkan siyah saçlarını gösterince 'vay be' dememe sebep olmuştur. :)

Zeolit hakkında birçok araştırması ve kitabı olan profesör, ülkemizde gözlemlediği bir olayı anlattı. İlgimi çektiği için not olarak buraya eklemek istiyorum. Türkiye'de vahşi doğada yaşayan atları gözlemleyen profesör, atların doğada buldukları temiz su kaynakları yerine çamurlu suları içmeyi tercih ettiklerine şahit olmuş. Temiz bir su bulduklarında da ayaklarıyla toprağı oynatıp suyu tekrardan çamurlu hale getirerek içiyorlarmış. Ve bunu genelde kırmızı toprağa sahip olan bölgelerde yaptıklarını fark etmiş. 

Zeolit özellikle bentonit kiliyle birlikte alındığında etkisi çok daha kuvvetli olmaktadır ve sanırım hayvanlar insanlardan daha akıllı oldukları için temiz su yerine killi suyu içmeyi daha uygun görüyorlardı. Profesörün ilgisini çeken bu olay zeoliti araştırmasına vesile olmuş. 

Yalnız zeoliti güvenilir kaynaklardan bulmaya özen göstermeli ve tıbbi kullanım için üretilmiş olan zeoliti tercih etmelisiniz. Bu arada bentonit kili zeolitle birlikte önerilse de her ağır metali bedenden atma konusunda yeteri kadar etkili olmayabilir ama mesela mantar enfeksiyonlarında çok etkili olduğu söylenmektedir. 

• Kurkumin •

Zerdeçala sarımsı rengini veren bu madde, Ayurveda'da büyük bir öneme sahiptir. Zehirleri atma konusunda güzel bir dosttur ve aynı zamanda inflamasyonu giderir. Kansere karşı dahi koruduğunu gösteren bilimsel araştırmalar mevcuttur. Omega 3'le birlikte alınmalıdır. Prostat veya göğüs kanseri ilaçları kullananlar kurkumini doktorun rehberliği eşliğinde kullanmalıdır. Benim tavsiyem tıpkı Ayurveda'nın önerdiği gibi her yemeğin içine az da olsa zerdeçal eklemeyi alışkanlık haline getirmektir. Eğer çeşitli nedenlerden dolayı bu olmuyorsa yemeklerle birlikte günde 1 kapsül önerilmektedir. Toksinlerden arınmak için  kullanılıyorsa günde 3 kapsüle kadar alınabilir. 

• İyot •

Tiroid hormonlarımız için gerekli olan iyot, bize yaşam enerjisi veren ve kendimizi dinç hissetmemizi sağlayan çok önemli bir elementtir.  İyot en çok florür, krom ve çeşitli pestisitleri bağlamada etkili olduğu için toksinlerden arınırken en çok ihtiyaç duyduğumuz dostlarımızdan biridir. Ama maalesef iyotun tiroide iyi gelmediğine dair çıkan bazı söylentiler, isminin karalanmasına neden olmuştur. Neyseki iyot artık aklanmıştır. Hatta yapılan araştırmalar Haşimoto hastalarında iyot ve D vitamini eksikliğiyle birlikte gluten hassasiyetinin altta yatan ana nedenler olabileceğini göstermektedir. Eğer bedende yeteri kadar çinko ve selenyum yoksa iyot tiroid için tehlike oluşturabilir. Bu bilgi eksikliği yıllarca iyotun kötülenmesine yol açmıştır. İyotu kullanmadan önce mutlaka çinko ve selenyum deponuzun tam olduğuna emin olmalısınız. Bedende yeteri kadar iyot olmadan karaciğer toksinleri serbest bırakamaz. Bu yüzden ilk önce çinko ve selenyum sorunu çözülmeli ve ardından iyot kullanılmaya başlanmalıdır. Günlük doz tavsiyesi uzmanlar tarafından 150-600 mikrogram arasında verilmektedir. Her zamanki gibi az dozla başlanmalı ve bedenin toksinlerden arınırken verdiği tepkiye göre dozu 600 mikrograma kadar arttırılabilir.  

Yazıyı daha fazla uzatmamak için burada noktalıyorum ve bu konuyla ilgilenenleri tıbbi bitkileri araştırmaya yönlendirmek istiyorum. Çünkü tıbbi bitkiler muazzam şifa kaynaklarıdır. Birçoğu vitamin ve mineral bakımından zengin olduğu kadar bedenimizdeki toksinleri atma konusunda da başarılıdır. Kısacası tıbbi bitkileri beslenmenize ilave ederek hem vitamin ve mineral eksikliklerinizi giderebilir hem de sağlınızı tehlikeye sokmayacak şekilde doğal yollardan toksinlerden arınabilirsiniz. 

You Might Also Like

0 yorum

BEDENİMİZDEKİ PLÜTONİK ZEHİRLER

 

Geçen gün aşı karnelerimiz elime geçti. Ben 30, kardeşim 35 aşı olmuş ve maalesef çoğu ilk doğduğumuz yıl içerisinde gerçekleşmiş. Sayının bu kadar fazla olması beni biraz üzdü ve aynı zamanda da aşıların içindeki ağır metalleri göz önünde bulundurunca, endişelendirdi. 

Çevremizden kaynaklı olarak her türlü toksine maruz kalıyoruz. Çocukken olduğumuz aşılardan, diş macunlarındaki florürden veya kozmetik ürünlerinin içindeki alüminyum gibi ağır metallerden, yediğimiz tarım ilaçlarından, soluduğumuz havadan.. Sürekli toksinlere maruz kaldığımız için birçok otoimmün hastalık hiç olmadığı kadar artmaya başladı. Artık daha fazla otizimli çocuk doğuyor ve yaşlanan aile üyelerimizde daha sık alzheimer belirtileri görüyoruz. Tüm bunlar modern tıbbın baş edemeyip, çaresiz kaldığı sorunlara yol açmakta. Çevremizi bu kadar aptalca kirletmemizin elbet bir bedeli olacaktı ve artık o bedeli hepimiz sağlığımızı kaybederek ödemeye başladık. Bunu bir şekilde geriye döndürmeliyiz yoksa yaşam kalitemizi tamamıyla kaybedeceğiz. 

Güney Ay Düğümü bu yıl Akrep burcuna geçtiği için Akrep konularının etkisini azaltacak ve bize zehirlerden arınma fırsatını tanıyacak. Özellikle Jüpiter'in de Neptün'le Balık burcunda kavuşacak olması muazzam bir küresel şifalanma sürecini beraberinde getirebilir. Bir önceki yazımda da yazdığım gibi bu bize içimizdeki zehirli duyguları yakma imkanı tanıyor olacak. Ama Akrep burcu sadece zehirli duyguları değil, bedenimizdeki tüm zehirleri temsil eder. Medikal astrolojide bu yüzden yöneticisi Plüton toksinleri temsil etmektedir. Plüton'la birlikte Satürn ve Neptün de bedenimizdeki zehirlerin ardında olan gerçek güçlerdir. Bu yazımda hazır Güney Ay Düğümü de Akrep burcuna geçmek üzereyken bedenimizdeki toksinlerden nasıl arınabileceğimize dair birkaç bilgi vermek istiyorum çünkü 10 gün süren ve konusu toksinlerden arınma olan bir kongreye katıldım. Bu yazım öğrendiklerimin bir özeti olsun.

•••

Hepimizin bedeninde toksinler vardır ve kimilerimiz 90 yaşına kadar bu zehirlerle mutlu mesut yaşayabiliyorken, kimilerimiz bu kadar şanslı olmayabilir. Uzmanlar bunun nedenini daha çok genetik yapıya bağlamaktadır. Mesela alkol kullanmış, sigara içmiş ve sağlıksız beslenmiş birinin uzun yaşaması çoğunlukla bizi şaşırtabilir oysa uzun yaşaması aslında sağlıklı olduğunun bir göstergesi değildir. Maalesef bu gibi insanlar özellikle gençlere kötü birer örnek oluşturmakta. "Dedem de içerdi sapa sağlam adamdı, bana bir şey olmaz" diyenler eminim sizin de çevrenizde vardır.

Söz konusu toksinler olduğunda insanları ikiye ayırabiliriz. Vermiş olduğum örnekteki insanlar genetik olarak toksinleri bedeninden daha rahat atabilen insanlardır. Onlar sigara da içse, sağlıksız da beslense, bedenleri büyük bir güç sarf ederek kendini korumayı başarabilir. (Dediğim gibi bu yine de onların sağlıklı olduğu anlamına gelmemektedir) İkinci gruptakiler ise genetik olarak toksinleri bedenden atma gücüne daha az sahip olan insanlardır. Mesela ilk gruptakiler daha fazla içkiye rağmen sağlam durabilirken, ikinci gruptakiler birkaç yudum sonra kendilerini kaybedebilir. 

Medikal astrolojide harita doğru okunduğunda gezegenlerin konumlarından kişinin hangi grupta olabileceğine dair yorum yapılabilmektedir. Mesela zor açılar alan Plüton toksinlerden daha hızlı etkilenen bir bünyeye işaret eder. Bu nedenle bu kişilerin aşağıda anlatacağım bilgilere daha fazla değer vermesi gerekir. 

Toksinlerden nasıl arınabiliriz?

Çevremizden aldığımız toksinler artınca bedenimizin onlara karşı verdiği tepki de doğal olarak artmaya başladı. Bu yüzden bu etkinin farkına varanlar toksinleri bağlayıp, bedenden atabilen çeşitli yöntem veya kürler bulmaya başladılar. Bu toksinlerden arınma detokslarını tek başına yapanlar zor zamanlardan geçmek zorunda kalıyorlar. Genel görüşe göre bir hastalık iyileşmeden kötüleşmektedir ama toksin detoksunda bedeniniz kötüye gidiyorsa bu tehlike işaretidir. Genellikle bu kötüleşmenin ardında ya vitamin ve mineral eksikliği yatmaktadır ya da suçlu ağızdaki amalgam veya kanal tedavileridir. Eğer toksinlerden arınmak istiyorsanız ilk önce vitamin ve mineral deponuzu kontrol etmeli ve ağzınızdaki amalgamlarla birlikte ölü dişler olan kanal tedavilerinizden kurtulmalısınız.

Toksinlerden arınabilmek için beden muazzam bir iç savaş başlatır. Bu savaşın kazanılıp, düşmanların yani toksinlerin bedenden atılabilmesi için bedenin savaşacak güce ihtiyacı vardır. İşte bu güç vitamin, mineraller ve elementlerdir. Onlara yeteri kadar sahip değilseniz bu iç savaş başladığında yorgun düşer, hatta savaşı kaybediyormuşçasına kötüleşirsiniz. Artık savaşacak gücünüz kalmaz. Toksinleri atan detoksların her birinde bu tehlike mevcut olabileceği için en iyisi bir uzmanın eşliğinde gerçekleştirilmesi tavsiye edilmektedir. Bu yüzden bilinçsizce "şu spirulinayı bir deneyim bakalım ne olacak" şeklinde bir yaklaşım tarzının sonunda size zarar vereceğine emin olabilirsiniz. 

Toksinlerin bedenden atılabilmesi için karaciğerin, böbreklerin ve bağırsakların iyi çalışıyor olması şarttır. Kefir, turşular veya sebze ağırlıklı beslenmeyle bağırsaklarımıza destek olurken, devedikeni bitkisiyle veya enginarla karaciğerimize yardım edebilir, ısırganla da böbreklerimizi kuvvetlendirebiliriz. Bu yüzden toksinlerle ilgilenmeden yapılması gerekilen ilk şey bu 3 organı güçlendirmektir. Bununla birlikte B6 vitamini ve çinko değerlerin kontrol edilmesi ve gerekirse takviye alınması gerekilir. 

Özellikle karaciğerimiz toksinleri bedenimizden atma konusunda kilit bir rol oynadığı için en çok ona değer vermemiz gerektiğini düşünüyorum çünkü toksinleri bedenden atmak bazen kilo kaybına da neden olabilir. Özellikle zayıflamak isteyen insanlar bedenlerindeki toksinlerin serbest kalmasına yol açar. Karaciğerimiz toksinleri bedenden atma kapasitesini aştığında zehirleri yağ olarak daha sonra halledebilmek için depolamaktadır. Zayıflamaya başladığımızda bedenimizdeki yağların erimesiyle bu zehirler tekrardan serbest kalır ve bu da inflamasyona yani iltihaplanmaya neden olur. Bu nedenle inflamasyonu dengeleme özelliğiyle bilinen Omega 3'e ihtiyaç duyarız. Omega 3 inflamasyonu dengelerken bir yandan da zehirleri bedenimizden atmamıza yardımcı olmaktadır. Omega 3 en çok deniz ürünlerinde bulunur ama maalesef denizlerdeki kirlilikten dolayı her balık yediğimizde Omega 3'le birlikte ağır metalleri de tekrardan depolamış oluruz. Ağır metaller yüzünden deniz balıkları yerine tatlı su balıkları veya tatlı sularda yetiştirilen yosunlar tercih edilebilir. 

Karaciğerin zehirleri atabilmesi için 3 aşamaya ihtiyaç vardır. 1 aşama oksidasyon sürecidir ve bunun işleyebilmesi için B vitamini grubuna, demire ve bildiğimiz diğer mineral ve vitaminlere ihtiyaç duyar. 2. aşamada zehirleri suda çözünecek hale getirmeye özen gösterir. Bunun için de kükürte ihtiyaç vardır. Bu koşullar bedende sağlandıysa karaciğer 3. aşamada safra ve bağırsaklar aracılığıyla zehirleri bedenden dışarı atar. 

Bedenden ağır metalleri atabilmek için birçok farklı yol vardır. Eminim bu konuyla ilgilenenler spirulina'yı vs. duymuştur. Ben bu yazımda biraz daha az duyulanlardan bahsetmek istiyorum.

• MSM •

Metil Sülfonil Metan olarak geçen MSM sülfür bazlı organik bir bileşiktir ve aslında bedenimizde bol miktarda bulunmaktadır. Belki de MSM'e daha fazla sahip olduğumuz için onun hakkında daha az şey duyuyoruzdur. Oysa sağlığımız için bedenimizde yeteri kadar kükürde sahip olmamız çok önemlidir çünkü toksinleri bedenimizden atmada onun yadsınamayacak kadar büyük bir görevi vardır. Aslında MSM eklem, diz, kas veya kemik ağrıları olanlara da iyi geldiği için yeteri kadar miktarının bedenimizde olması çok önemlidir. Fibromiyalji, migren veya inflamasyonu olanlara da iyi gelmektedir. Yalnız kükürt herkese uygun olmayabilir. Özellikle ıspanak, lahana gibi sebzeler veya soğan, sarımsak sizde hazımsızlığa yol açıyorsa, toksinlerden arınmak için MSM uygun bir yöntem olmayabilir. Karaciğerin zehirlerden kurtulabilmesi için 1-4 gr günlük dozu yeterlidir. Hatta toksinlerden ilk defa arınılıyorsa 1 gramla başlanabilir. Özellikle kan sulandırıcı ilaç kullananların az dozla başlaması önemlidir. 

• Zeolit •

Kristal yapıda hidrasyona uğramış alüminyum silikat olan zeolit, isminden dolayı sizi korkutmasın çünkü kül ve lavların deniz veya göl suyuyla kimyasal reaksiyona girerek, milyonlarca yıl içerisinde doğal yollardan oluşmuştur. Zeolit sadece ağır metalleri bedenimizden atmakla kalmaz, aynı zamanda gençleştirici bir etkiye de sahiptir. Hatta uzun vadede kullananların beyaz saçlarında azalma dahi olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Mesela bunlardan biri 94 yaşında olan Alman Prof. Dr. Med. Karl Hecht'dir. Kongrede gururla beyaz saçlarının arasında çıkan siyah saçlarını gösterince 'vay be' dememe sebep olmuştur. :)

Zeolit hakkında birçok araştırması ve kitabı olan profesör, ülkemizde gözlemlediği bir olayı anlattı. İlgimi çektiği için not olarak buraya eklemek istiyorum. Türkiye'de vahşi doğada yaşayan atları gözlemleyen profesör, atların doğada buldukları temiz su kaynakları yerine çamurlu suları içmeyi tercih ettiklerine şahit olmuş. Temiz bir su bulduklarında da ayaklarıyla toprağı oynatıp suyu tekrardan çamurlu hale getirerek içiyorlarmış. Ve bunu genelde kırmızı toprağa sahip olan bölgelerde yaptıklarını fark etmiş. 

Zeolit özellikle bentonit kiliyle birlikte alındığında etkisi çok daha kuvvetli olmaktadır ve sanırım hayvanlar insanlardan daha akıllı oldukları için temiz su yerine killi suyu içmeyi daha uygun görüyorlardı. Profesörün ilgisini çeken bu olay zeoliti araştırmasına vesile olmuş. 

Yalnız zeoliti güvenilir kaynaklardan bulmaya özen göstermeli ve tıbbi kullanım için üretilmiş olan zeoliti tercih etmelisiniz. Bu arada bentonit kili zeolitle birlikte önerilse de her ağır metali bedenden atma konusunda yeteri kadar etkili olmayabilir ama mesela mantar enfeksiyonlarında çok etkili olduğu söylenmektedir. 

• Kurkumin •

Zerdeçala sarımsı rengini veren bu madde, Ayurveda'da büyük bir öneme sahiptir. Zehirleri atma konusunda güzel bir dosttur ve aynı zamanda inflamasyonu giderir. Kansere karşı dahi koruduğunu gösteren bilimsel araştırmalar mevcuttur. Omega 3'le birlikte alınmalıdır. Prostat veya göğüs kanseri ilaçları kullananlar kurkumini doktorun rehberliği eşliğinde kullanmalıdır. Benim tavsiyem tıpkı Ayurveda'nın önerdiği gibi her yemeğin içine az da olsa zerdeçal eklemeyi alışkanlık haline getirmektir. Eğer çeşitli nedenlerden dolayı bu olmuyorsa yemeklerle birlikte günde 1 kapsül önerilmektedir. Toksinlerden arınmak için  kullanılıyorsa günde 3 kapsüle kadar alınabilir. 

• İyot •

Tiroid hormonlarımız için gerekli olan iyot, bize yaşam enerjisi veren ve kendimizi dinç hissetmemizi sağlayan çok önemli bir elementtir.  İyot en çok florür, krom ve çeşitli pestisitleri bağlamada etkili olduğu için toksinlerden arınırken en çok ihtiyaç duyduğumuz dostlarımızdan biridir. Ama maalesef iyotun tiroide iyi gelmediğine dair çıkan bazı söylentiler, isminin karalanmasına neden olmuştur. Neyseki iyot artık aklanmıştır. Hatta yapılan araştırmalar Haşimoto hastalarında iyot ve D vitamini eksikliğiyle birlikte gluten hassasiyetinin altta yatan ana nedenler olabileceğini göstermektedir. Eğer bedende yeteri kadar çinko ve selenyum yoksa iyot tiroid için tehlike oluşturabilir. Bu bilgi eksikliği yıllarca iyotun kötülenmesine yol açmıştır. İyotu kullanmadan önce mutlaka çinko ve selenyum deponuzun tam olduğuna emin olmalısınız. Bedende yeteri kadar iyot olmadan karaciğer toksinleri serbest bırakamaz. Bu yüzden ilk önce çinko ve selenyum sorunu çözülmeli ve ardından iyot kullanılmaya başlanmalıdır. Günlük doz tavsiyesi uzmanlar tarafından 150-600 mikrogram arasında verilmektedir. Her zamanki gibi az dozla başlanmalı ve bedenin toksinlerden arınırken verdiği tepkiye göre dozu 600 mikrograma kadar arttırılabilir.  

Yazıyı daha fazla uzatmamak için burada noktalıyorum ve bu konuyla ilgilenenleri tıbbi bitkileri araştırmaya yönlendirmek istiyorum. Çünkü tıbbi bitkiler muazzam şifa kaynaklarıdır. Birçoğu vitamin ve mineral bakımından zengin olduğu kadar bedenimizdeki toksinleri atma konusunda da başarılıdır. Kısacası tıbbi bitkileri beslenmenize ilave ederek hem vitamin ve mineral eksikliklerinizi giderebilir hem de sağlınızı tehlikeye sokmayacak şekilde doğal yollardan toksinlerden arınabilirsiniz.